İki nokta üst üste

Sektör mensupları Abullah Okul’u yakından tanıyor. Okul, Gaye Süs Bitkileri’nin Yönetim Kurulu Başkanı ve aynı zamanda Yalova Garden A.Ş.’nin de Yönetim Kurulu Başkan’lığını yürütüyor. Sektörel konular üzerine kendine özgü fikirleri olan Abdullah Okul ile Peyzaj İstanbul Fuarı ve SÜSBİR Genel Kurul’u üzerine konuştuk. Okul’un fikirlerine katılıp katılmamak ayrı bir konu ama çok çarpıcı ve doğrudan ifadeleri dikkat çekici. Dikkatinize sunuyoruz.

Çevremize, Avrupa’ya dikkatli bakalım. Aktif tarihi elli yıl önceye dayanan bu sektörün mutlaka bir fuarı olacaktır. Nedenlerini ve niçinlerini tartışmadan söylersek, Yalova’da doğan Flower Show büyüme döneminden sonra sönümlenirken, sektör bu fuarın kıymetini bence bilemedi. Sektör bu imkânı değerlendiremeyince gözler IPM Essen’e çevrildi. Yalova’da fuar işine başladığımızdan bu yana IPM’i özellikle yakından takip ediyoruz. Gördüğüm kadarıyla IPM 2020’den bu yana devamlı kan kaybediyor. Fakat örneğin Antalya Growtech gerileme kaydetmiyor ve bu oldukça dikkat çekici.


Essen 2024’te IPM ekibiyle bir görüşme yaptık, anladığımız kadarıyla onlar da yaşadıkları gerilemenin farkında. Küçülme ziyaretçi, katılımcı firma ve metrekare bazında sürüyor. Katılan firmalar giderek satın aldıkları metrekareyi küçültüyor. Katılmayan gruplar da var. Yani her bakımdan sayısal olarak küçülüyor. Bence IPM Essen eski büyüsünü giderek kaybediyor.

IPM büyüsünü kaybediyor ve küçülüyor Bu durum normal sayılmalı. Çünkü Avrupa’da da genel bir ekonomik sıkıntı var. Bizde de var. Fakat onlar hedef pazar- larıyla ilişkiyi sürdürmede sıkıntı yaşıyorlar. Avrupa vizelerindeki zorlukları aşamıyorlar. Bu saçma bir durum ama onlar için ciddi bir açmaz. Essen de yetkililerle yaptığımız görüşmede ben, ‘gelmek istesem vize vermiyorsunuz’ dedim. Haklısın manasında ba-kıştık. IPM de durum şu: İnsanları Essen’e fuara çağırıyorlar ama gitmek isteyenler vize alamıyor. Türkiye’den gitmek isteyenlere vize verilmezken Orta Doğu’dan, Türki Cumhuriyetlerden, Kuzey Afrika’dan gitmek isteyenlere nasıl vize verecekler? Bu sorunu hükümetlerine iletmişler ama herhalde başa çıkamıyorlar ve sorun çözülemiyor. Örneğin bu sene için metrekare fiyatlarına zam yapmayacaklarını önceden açıklamışlardı. Son IPM fuarında yabancı firmalardan ‘artık katılmayacağım beklentime cevap vermiyor’ diyenleri bizzat duydum. Yani demek ki Avrupa’nın yanında Orta Doğu, Türki Cumhuriyetleri ve kuzeyimiz Türkiye’nin potansiyelini oluşturuyor.

Eğer sektör isterse bu fuar olur. Türkiye’ye ve sektöre dönecek olursak, mevcut ekonomik gidişle daha önceki yıllardaki fuarlarla karşılaştırdığımız zaman bugün için İstanbul’daki fuar maliyetleri yüksek. Üreticinin, peyzajcının kar marjları küçüldü ve küçülüyor. Herkes zorlanıyor. Fakat bir şekilde bir yolunu bulup İstanbul’u büyütmemiz gerekiyor. Bana fuar hakkında görüşümü soranlara bunları anlatıyorum.


Örneğin bu sene 4.’sünde de başarılı olunursa ve ilerde olağanüstü olumsuz koşullar ortaya çıkmazsa bu fuar büyümeye devam eder. Elbette IPM’in yerini hemen alamaz, ama on sene boyunca sektörümüz birlikte hareket eder ve isterse neden almasın… Çünkü bizim hinterlandımıza ulaşmak için Avrupalılar Türkiye’ye fuara gelecekler. Bir diğer konuya gelirsek, amacım kimsenin hedeflerini, emeğini küçümsemek değil ama İstanbul Fuarı dışında iki festivalimiz var. Ödemiş Sergisi 22 yılında ve yerinde duruyor. Sapanca olağanüstü başarı kaydetti. Her yerde bu tip sektörel gösteriler olmalı ve desteklenmeli. Ancak fuara kafa yoranlar ve gerçekten ilgilenenlerin Peyzaj İstanbul tercihinin nedeni fuar duygusunu, fuar atmosferini kurumsal bir ortamda hissetmeleriyle ilgili.

Üretim maliyetleri yükseliyor, satış sınırlı
Şu ana kadar işin fuar tarafını konuştuk. Şimdi sektöre yani kendimize dönüp bakacak olursak işin bir de piyasa tarafı var ve bu yıl hiç iyi geçmiyor. Ne içerde ne de dışarda görünürde projeye rastlanmıyor. Üreticinin maliyetleri yükseliyor. Üretebilmek için yer lazım ama çok zor bulunuyor.
Hadi buldun o büyük metrekarede üretim yapmak için sermaye lazım, bu sefer paraya ulaşmak zor. İnsan lazım, çalışacak insan yok. Piyasa lazım, piyasası yok. Faizler yüksek, kimse zamanında ödeme yapmayı sevmiyor. Birikmiş ihtiyati sermayelerimiz giderek eriyor. Bana göre 2025’ten sağlam çıkanlar bu saatten sonra kolay kolay yıkılmaz ama… Hayırlısı diyelim!

Çevremizde büyük bir talep oluşsa…
Peki bu durumda sektörle ile ilgili seçilmişler, atanmışlar neler yapıyor? Durumu anlatmak için bir varsayımda bulunalım. Örneğin çevremizdeki ülkelerle her şey olumlu gelişti diyelim, ardından Tarım Bakanlığı Suriye ile bir anlaşma yaptı, ‘tamamdır Suriye bütün bitkisini Türkiye’den alacak’ dese biz bu talebe cevap verebilecek durumda mıyız? Ürün adetleriyle, uluslararası standartlarıyla üretim gücüne sahip miyiz? Bu konularda toplamda Avrupalılarla rekabet edebilecek durumda mıyız? Değiliz ve belli ki zaman içinde o pazarı biz yine kaybederiz. Tam da burada tekrar fuara dönecek olursak bu durumu Almanlar, Avrupalılar da öngörüyor. Dolayısıyla bunun için Türkiye’ye İstanbul’a fuara gelecekler.

Sektörün uzun vadeli planı ve vizyonu…
Demek istediğim şu: Sektörümüzün uzun vadeli bir planlaması ve vizyonu yok. Bizim derdimiz, “haftalığı veremedim, gündelikçiye ödemeyi yapamadım, eleman lazım bulamadım, çekimi ödeyemedim, belediyeden tahsilat yapamadım” bizim uğraşımız ve ufkumuz burada duruyor. Diyelim ki ekonomi ve siyaset her şey normalleşti, sıkıntılar bitti, bizim geleceğe dönük bir B planımız var mı? Hadi düşünelim bu konu üzerine kafa yoralım desek yapabilecek miyiz? Bence yapamayız… Çünkü ortada bir kurumsallık yok ve olan da kişiye dayalı olduğu için ortak akla dönüşmüyor. Yine örneğin, sular durulduğu zaman, Ukrayna-Rusya savaşı bittiğinde, bizim üretim standartlarımız, üretim adetlerimiz ve mevzuatımız Ukrayna ve Rusya’ya pazarına girmeye hazır mı? Biz sanki her şey hazırmış gibi konuşuyoruz.Şu ya da bu marka üzerinden gübreleri konuşuyoruz. Çünkü o mevzular hiçbir sıkıntı yaratmayan konular. Nasılsa konuşmacısı da var ve ticaret odaları salon da veriyor.

Genel kurul bir gün tartışıp ikinci gün seçim yapabiliriz…
Aslında bizim ekonomik ve siyasi sistemi- mizde bunu yapıyor. Ben artık SÜSBİR’i konuşurken fazla yorum yapmıyorum. Cumhuriyete, demokrasiye çok alışık bir toplum değiliz biz. Öyle iki liste yapalım, üç liste yapalım dedik mi? Hemen Fenerli veya Galatasaraylı oluyoruz. Sağcı oluyoruz, solcu oluyoruz. En iyi ideal yönetimi bulmak istiyorsak, cumartesi genel kurulu, pazar günü seçimi yaparız. İki kişinin kahve sohbeti gibi yaptığınız muhabbeti cumartesi günü genel kurulda yaparsak, yönetebilecek 7+7’yi orada oluşturabiliriz. Artık biri çıkıp bizi kurtarmayacağı için sıkıntıyı yaşayan sektör kendi sorunlarına çözüm bulmalı.

İki nokta üst üste

Sektör mensupları Abullah Okul’u yakından tanıyor. Okul, Gaye Süs Bitkileri’nin Yönetim Kurulu Başkanı ve aynı zamanda Yalova Garden A.Ş.’nin de Yönetim Kurulu Başkan’lığını yürütüyor. Sektörel konular üzerine kendine özgü fikirleri olan Abdullah Okul ile Peyzaj İstanbul Fuarı ve SÜSBİR Genel Kurul’u üzerine konuştuk. Okul’un fikirlerine katılıp katılmamak ayrı bir konu ama çok çarpıcı ve doğrudan ifadeleri dikkat çekici. Dikkatinize sunuyoruz.

Çevremize, Avrupa’ya dikkatli bakalım. Aktif tarihi elli yıl önceye dayanan bu sektörün mutlaka bir fuarı olacaktır. Nedenlerini ve niçinlerini tartışmadan söylersek, Yalova’da doğan Flower Show büyüme döneminden sonra sönümlenirken, sektör bu fuarın kıymetini bence bilemedi. Sektör bu imkânı değerlendiremeyince gözler IPM Essen’e çevrildi. Yalova’da fuar işine başladığımızdan bu yana IPM’i özellikle yakından takip ediyoruz. Gördüğüm kadarıyla IPM 2020’den bu yana devamlı kan kaybediyor. Fakat örneğin Antalya Growtech gerileme kaydetmiyor ve bu oldukça dikkat çekici.


Essen 2024’te IPM ekibiyle bir görüşme yaptık, anladığımız kadarıyla onlar da yaşadıkları gerilemenin farkında. Küçülme ziyaretçi, katılımcı firma ve metrekare bazında sürüyor. Katılan firmalar giderek satın aldıkları metrekareyi küçültüyor. Katılmayan gruplar da var. Yani her bakımdan sayısal olarak küçülüyor. Bence IPM Essen eski büyüsünü giderek kaybediyor.

IPM büyüsünü kaybediyor ve küçülüyor Bu durum normal sayılmalı. Çünkü Avrupa’da da genel bir ekonomik sıkıntı var. Bizde de var. Fakat onlar hedef pazar- larıyla ilişkiyi sürdürmede sıkıntı yaşıyorlar. Avrupa vizelerindeki zorlukları aşamıyorlar. Bu saçma bir durum ama onlar için ciddi bir açmaz. Essen de yetkililerle yaptığımız görüşmede ben, ‘gelmek istesem vize vermiyorsunuz’ dedim. Haklısın manasında ba-kıştık. IPM de durum şu: İnsanları Essen’e fuara çağırıyorlar ama gitmek isteyenler vize alamıyor. Türkiye’den gitmek isteyenlere vize verilmezken Orta Doğu’dan, Türki Cumhuriyetlerden, Kuzey Afrika’dan gitmek isteyenlere nasıl vize verecekler? Bu sorunu hükümetlerine iletmişler ama herhalde başa çıkamıyorlar ve sorun çözülemiyor. Örneğin bu sene için metrekare fiyatlarına zam yapmayacaklarını önceden açıklamışlardı. Son IPM fuarında yabancı firmalardan ‘artık katılmayacağım beklentime cevap vermiyor’ diyenleri bizzat duydum. Yani demek ki Avrupa’nın yanında Orta Doğu, Türki Cumhuriyetleri ve kuzeyimiz Türkiye’nin potansiyelini oluşturuyor.

Eğer sektör isterse bu fuar olur. Türkiye’ye ve sektöre dönecek olursak, mevcut ekonomik gidişle daha önceki yıllardaki fuarlarla karşılaştırdığımız zaman bugün için İstanbul’daki fuar maliyetleri yüksek. Üreticinin, peyzajcının kar marjları küçüldü ve küçülüyor. Herkes zorlanıyor. Fakat bir şekilde bir yolunu bulup İstanbul’u büyütmemiz gerekiyor. Bana fuar hakkında görüşümü soranlara bunları anlatıyorum.


Örneğin bu sene 4.’sünde de başarılı olunursa ve ilerde olağanüstü olumsuz koşullar ortaya çıkmazsa bu fuar büyümeye devam eder. Elbette IPM’in yerini hemen alamaz, ama on sene boyunca sektörümüz birlikte hareket eder ve isterse neden almasın… Çünkü bizim hinterlandımıza ulaşmak için Avrupalılar Türkiye’ye fuara gelecekler. Bir diğer konuya gelirsek, amacım kimsenin hedeflerini, emeğini küçümsemek değil ama İstanbul Fuarı dışında iki festivalimiz var. Ödemiş Sergisi 22 yılında ve yerinde duruyor. Sapanca olağanüstü başarı kaydetti. Her yerde bu tip sektörel gösteriler olmalı ve desteklenmeli. Ancak fuara kafa yoranlar ve gerçekten ilgilenenlerin Peyzaj İstanbul tercihinin nedeni fuar duygusunu, fuar atmosferini kurumsal bir ortamda hissetmeleriyle ilgili.

Üretim maliyetleri yükseliyor, satış sınırlı
Şu ana kadar işin fuar tarafını konuştuk. Şimdi sektöre yani kendimize dönüp bakacak olursak işin bir de piyasa tarafı var ve bu yıl hiç iyi geçmiyor. Ne içerde ne de dışarda görünürde projeye rastlanmıyor. Üreticinin maliyetleri yükseliyor. Üretebilmek için yer lazım ama çok zor bulunuyor.
Hadi buldun o büyük metrekarede üretim yapmak için sermaye lazım, bu sefer paraya ulaşmak zor. İnsan lazım, çalışacak insan yok. Piyasa lazım, piyasası yok. Faizler yüksek, kimse zamanında ödeme yapmayı sevmiyor. Birikmiş ihtiyati sermayelerimiz giderek eriyor. Bana göre 2025’ten sağlam çıkanlar bu saatten sonra kolay kolay yıkılmaz ama… Hayırlısı diyelim!

Çevremizde büyük bir talep oluşsa…
Peki bu durumda sektörle ile ilgili seçilmişler, atanmışlar neler yapıyor? Durumu anlatmak için bir varsayımda bulunalım. Örneğin çevremizdeki ülkelerle her şey olumlu gelişti diyelim, ardından Tarım Bakanlığı Suriye ile bir anlaşma yaptı, ‘tamamdır Suriye bütün bitkisini Türkiye’den alacak’ dese biz bu talebe cevap verebilecek durumda mıyız? Ürün adetleriyle, uluslararası standartlarıyla üretim gücüne sahip miyiz? Bu konularda toplamda Avrupalılarla rekabet edebilecek durumda mıyız? Değiliz ve belli ki zaman içinde o pazarı biz yine kaybederiz. Tam da burada tekrar fuara dönecek olursak bu durumu Almanlar, Avrupalılar da öngörüyor. Dolayısıyla bunun için Türkiye’ye İstanbul’a fuara gelecekler.

Sektörün uzun vadeli planı ve vizyonu…
Demek istediğim şu: Sektörümüzün uzun vadeli bir planlaması ve vizyonu yok. Bizim derdimiz, “haftalığı veremedim, gündelikçiye ödemeyi yapamadım, eleman lazım bulamadım, çekimi ödeyemedim, belediyeden tahsilat yapamadım” bizim uğraşımız ve ufkumuz burada duruyor. Diyelim ki ekonomi ve siyaset her şey normalleşti, sıkıntılar bitti, bizim geleceğe dönük bir B planımız var mı? Hadi düşünelim bu konu üzerine kafa yoralım desek yapabilecek miyiz? Bence yapamayız… Çünkü ortada bir kurumsallık yok ve olan da kişiye dayalı olduğu için ortak akla dönüşmüyor. Yine örneğin, sular durulduğu zaman, Ukrayna-Rusya savaşı bittiğinde, bizim üretim standartlarımız, üretim adetlerimiz ve mevzuatımız Ukrayna ve Rusya’ya pazarına girmeye hazır mı? Biz sanki her şey hazırmış gibi konuşuyoruz.Şu ya da bu marka üzerinden gübreleri konuşuyoruz. Çünkü o mevzular hiçbir sıkıntı yaratmayan konular. Nasılsa konuşmacısı da var ve ticaret odaları salon da veriyor.

Genel kurul bir gün tartışıp ikinci gün seçim yapabiliriz…
Aslında bizim ekonomik ve siyasi sistemi- mizde bunu yapıyor. Ben artık SÜSBİR’i konuşurken fazla yorum yapmıyorum. Cumhuriyete, demokrasiye çok alışık bir toplum değiliz biz. Öyle iki liste yapalım, üç liste yapalım dedik mi? Hemen Fenerli veya Galatasaraylı oluyoruz. Sağcı oluyoruz, solcu oluyoruz. En iyi ideal yönetimi bulmak istiyorsak, cumartesi genel kurulu, pazar günü seçimi yaparız. İki kişinin kahve sohbeti gibi yaptığınız muhabbeti cumartesi günü genel kurulda yaparsak, yönetebilecek 7+7’yi orada oluşturabiliriz. Artık biri çıkıp bizi kurtarmayacağı için sıkıntıyı yaşayan sektör kendi sorunlarına çözüm bulmalı.