İklim yasasından beş yıl önce
Ortada ne bugünkü iklim yayası var ne de yerel yönetimlerde “kurakçıl peyzaj” uygulamaları. İBB Başkanı 2019 yılındaki yerel seçimlerle değişince İBB Park Bahçeler yönetimi de değişiyor. YAYSİS (Yeşil Alan Yönetim Sistemi) ile İBB’nin sayısallaşan yeşil alan yönetimi strateji belgesi, yeşil alan yönetimine ve kent peyzajına dair bütün paradigmaların değişmesine yol açıyor. İstanbul peyzajında suyu, maliyeti ve ekolojiyi dikkate almayan vitrine yönelik peyzaj yerine geleceğe yatırım yapan strateji uygulamaya alınıyor. Dr. Ahmet Cemil Tepe bu sürecin ARGE’sinin merkezinde ve yürütücüsü durumundaydı. Bu amaçla dünyayı dolaştı… İstanbul Büyükşehir Belediyesi Park Bahçeler Daire Başkanlığı ise bu stratejiyi halen uygulamaya devam ediyor. Bugün İBB Yeşil İstanbul Fon Projeleri Komisyon Başkanı olan Dr. Ahmet Cemil Tepe’yi yakından tanımakta fayda var.

Dr. Ahmet Cemil Tepe
Frederick Low Olmsted’i lisede öğrenciyken tanıyan…
Ben Kastamonu’da doğanın içerisinde köyde doğup büyümüş bir çocuktum. Üniversiteye kadar Trakya’da şehirde büyüdüm. Parklarla, bahçelerle, mimariyle çok küçük yaşımdan beri ilgiliydim. Okumayı, yeni bir şey öğrenmeyi severdim. Lisede kitap okumaya başladım. Kitap okudukça öğrenmeye başlıyorsun. Olup bitenler hakkında genç yaşta fikrin oluyor. Yani peyzaj mimarisini ise lise çağlarında öğrenmiştim. Abant İzzet Baysal Üniversitesi’nin Peyzaj Mimarlığı Bölümü’nü kazanınca hocamız, ‘bu mesleği biliyor muydunuz, bilerek mi seçtiniz’ diye sordu. Hocaya Türkiye birincisi de olsam ÖSS’de bu bölümü seçerdim dedim. Mesleği sevdiğimi, Frederick Low Olmsted’i anlattım… Hocam şaşırmıştı. Üniversiteden 2007 yılında mezunu oldum. Sonrasında özel sektörde işe başladım. Hem iş hem yüksek lisans öyle devam ettim. Özel sektörde pek çok firmada, kendi işim dahil çalıştım. Benim için iyi bir deneyim oldu.

Peyzaj mimarıyla mülakatı bizzat kendisi yapan belediye başkanı…
Özel sektör beklentilerimi karşılamayınca akademiye döndüm. Doktoraya hazırlanırken işsiz kaldığım bir dönem bir arkadaşım, ‘Sancaktepe Belediyesine gelir misin’ dedi. Dedim ki ben siyasi bir adam değilim. Gelsem de beni almazlar. Dönemin belediye başkanı İsmail Erdem’in mülakat yaptığı tek kişi benimdir sanırım. Görüşme sonu, hızlıca kamu sektörüne geçmiş oldum. Hiç aklımda yokken dönemin park bahçe müdürü sayesinde memur oldum. Değişikti… Öğrendiğimiz işi yapıyorsunuz ve iyi yaptığın zaman imkân veriliyor ve halka dokunuyor. Sancaktepe’de pek çok iş yaptık… Ayrıldığım son sene 34 mahalle parkı projelendirdik ve uyguladık. Bu arada doktorada bitti.
Şevlerdeki çimler kaldırılacak, mevsimlik çiçekler azaltılıp kaldırılacak, ses perdesi yapılacak, susuzluğa dayanıklı bitkiler kullanılacak…
Sancaktepe’de çalışırken bana karayollarından bir kesit detayı getirdiler. Bunu İBB’de çalışan bir arkadaşım bize göndermiş ve ‘bu detaya uygun bitki önerebilir misiniz’ diye soruyorlarmış? Çok dikkatimi çekti… Kim akıl etti bunu diye düşündüm. Çünkü karayolları dönüşüm projesiyle şevlerdeki çimler, mevsimlik çiçekler azaltılıp kaldırılacakmış, ses perdesi yapılacakmış. Susuzluğa dayanıklı bitkiler kullanılacakmış. İçimden süper bir şey bu dedim. Peki bunları kim önermiş dedim. Dediler ki, Profesör Dr. Yasin Çağatay Seçkin.
Çağatay Hoca’yla tanışma fırsatım oldu. Hoca’yla biraz sohbet edince artık aynı frekansta ve aynı şeyleri konuşuyorduk. Hemen İBB’ye geçiş yaptım ve Haliç Bölge Şefi olarak işe başladım. İBB’ye geldiğimde gördüğüm ilk şey çok büyük kurum 60 milyon m2 alan yönetiliyor ve 4000’ne yakın çalışan var. Fakat yeşil alanların takibi ve yönetimi çok sıkıntılı bir sistem ile çalışıyordu. Bu büyük sistemi anlamak için bölgede ve arazide başlamak benim için de çok faydalı oldu. Sonra Çağatay Hoca beni merkeze ARGE ‘birimine çağırdı.2020’nin yazında Kasımpaşa’ya geçtim. Çağatay Hocanın önceden başlattığı bir stratejik bir plan vardı. Buna göre, yeşil alanlar bir yaşam alanıydı, kentte yaşayan yaban hayatına da etkileyen yaşam alanı, bir ekolojik koridor, kentin kliması… Bizim bunları bir kalıba sokup anlatmamız lazım diyordu hoca. Böylece ara markalar oluşturuldu. Yeşil İstanbul, Yaban İstanbul, Oyun İstanbul. Bu stratejiyi hazırlayan ARGE ekibinin başındaydım artık. Artık Dünya da yeşil alanlardaki sorunları nasıl çözülmüş araştırmaya başladık.

Dünya örnekleri…
Amerika’da Central parkta concervancy sistemini araştırırken örneğin, parklarda vandalizm her ülkede büyük sorun ama bu sorunu nasıl çözmüşler ona bakıyorduk. Öte yandan Çin’den sünger şehirciliği öğrenmeye çalışıyorduk. En iyi uygulamaları bizzat yetkilileriyle görüşerek yakından inceledik. Tüm bunları da uluslararası kuruluşların sağladığı kaynakla yapıyorduk. Bu uluslararası araştırmalarımız bizi daha sonra uluslararası fon projeleri komisyonunu kurmaya götürdü.
Yeşil alanların kullanıcıya etkisini görebilen algoritmalar…
Tüm yeşil alanların ölçülüp sayısallaştırıldığı ve 2050’yi hedef alan stratejilerin olduğu YAYSİS Yeşil Alan Yönetim Sistemi Strateji Belgesi’ni bitirdik. Oyun İstanbul master planındaki eylemleri hayata geçirdik. Yeşil alanlar sosyal etkisi yüksek, ekolojik değeri kıymetli bir noktaya doğru gidiyordu. Dünyayla yarışabileceğimiz örneklerin de olabileceği, biyoçeşitliliği, ekosistem hizmetlerini öne alan, yeşil alanlara sadece metre kare bazlı bakmayıp kullanıcıya etki değerine bakan algoritmalarla yürümeye başladık. Bunların bilimsel hazırlığını yaparken çalışan odak grupları oldu ve üniversitedeki hocalarımız katkı koydu. Her şey ortak akılla yürütüldü. Bunları yapmaya başlayınca hem siyasi hem de ekonomik baskılar da ortaya çıktı. Ülkenin durumu da ortada. Bunun ötesinde alışılmışı değiştirmek kadar zor bir şey yok.

Bir vizyonunuz varsa fon projeleri yapılabiliyor…
Şu an benim en çok odaklandığım iş ulusal ve uluslararası fon projeleri. Hazırladığımız stratejik planlamalar sayesinde 2020’den beri 52 tane başvuru yapmışız bugüne kadar. Şu an İBB’ye kazandırdığımız 8,5 milyon euroluk hibe var. Fakat ben bu çalışmaları kazandığımız paradan öte bir vizyon meselesi olarak görüyorum. Çünkü fon projelerini araştırırken Birleşmiş Milletler’le, Avrupa Birliği’yle, temas ediyorsun. Dünyanın en iyi örneklerini yakından inceleyebiliyor ve kıyaslamalar yapabiliyorsun. Örneğin iklim, su, sürdürülebilirlik, döngüsel ekonomi, pozitif enerji bölgeleri çerçevesinde proje başvuruları yapıyoruz. Ve şu an bu çerçevede 8 proje yürütüyoruz. Yürüttüğümüz 8 projenin 4’ü Avrupa Birliği’nin en büyük projelerinden. Ufuk Avrupa diye geçen AB Horizon Europe Projeleri. Avrupa Birliği projelerini kurumsal hale getirdik. İlk defa İBB içerisinde bir dairede Avrupa Birliği Komisyonu oluşturduk. Ben komisyon başkanı olarak devam ediyorum.
Yeşil alanların yönetim sistemi yok
Ülkemizde en büyük sorun yerel yönetimlerin yeşil alan yönetim sistemlerinin olmaması. Evet, yeşil alanların yönetimine yönelik bir sistem yok. Yeşil alanların yönetimleriyle ilgili gelişmiş hangi şehre bakarsan bak bir sistem var, strateji var ve o strateji uzun soluklu ve her gelen bir stratejiyle gelmiyor, aynı stratejiyi sürdürüyor. Dünyada yeşil alanlarla ilgili bütün çalışmalar uzun vadeli planlarla yürütülüyor. Örneğin New York, en son ağaçlandırma master planı 10 yıllıktı. New York gibi, İstanbul’dan çok daha dezavantajlı bir bölgede, ağaç master planını yapılıyor. Projeksiyon olarak iklime dayanıklı ağaçları seçmişler, nereye dikileceklerini, yapılacak bakım ve karbon tutma kapasitelerine kadar bir sistem geliştirmişler. Ve bunu o kadar basit bir sistemde yapmışlar ki, dijital ortamda izleyebiliyorsun. Avrupa şehirlerinde de benzer birçok örnek var. Bence İstanbul fırsatlarla dolu 560 km kıyı bandı olan iki yarımadadan oluşan halen %44 ü orman olan bir coğrafya. Mavi yeşil altyapı sistemlerini doğru kurguladığınız zaman yeşil alanları şehirleşmenin iyi bir aracı olarak gördüğünüzde işler çok daha güzelleşebilir.
İklim yasasından beş yıl önce
Ortada ne bugünkü iklim yayası var ne de yerel yönetimlerde “kurakçıl peyzaj” uygulamaları. İBB Başkanı 2019 yılındaki yerel seçimlerle değişince İBB Park Bahçeler yönetimi de değişiyor. YAYSİS (Yeşil Alan Yönetim Sistemi) ile İBB’nin sayısallaşan yeşil alan yönetimi strateji belgesi, yeşil alan yönetimine ve kent peyzajına dair bütün paradigmaların değişmesine yol açıyor. İstanbul peyzajında suyu, maliyeti ve ekolojiyi dikkate almayan vitrine yönelik peyzaj yerine geleceğe yatırım yapan strateji uygulamaya alınıyor. Dr. Ahmet Cemil Tepe bu sürecin ARGE’sinin merkezinde ve yürütücüsü durumundaydı. Bu amaçla dünyayı dolaştı… İstanbul Büyükşehir Belediyesi Park Bahçeler Daire Başkanlığı ise bu stratejiyi halen uygulamaya devam ediyor. Bugün İBB Yeşil İstanbul Fon Projeleri Komisyon Başkanı olan Dr. Ahmet Cemil Tepe’yi yakından tanımakta fayda var.

Dr. Ahmet Cemil Tepe
Frederick Low Olmsted’i lisede öğrenciyken tanıyan…
Ben Kastamonu’da doğanın içerisinde köyde doğup büyümüş bir çocuktum. Üniversiteye kadar Trakya’da şehirde büyüdüm. Parklarla, bahçelerle, mimariyle çok küçük yaşımdan beri ilgiliydim. Okumayı, yeni bir şey öğrenmeyi severdim. Lisede kitap okumaya başladım. Kitap okudukça öğrenmeye başlıyorsun. Olup bitenler hakkında genç yaşta fikrin oluyor. Yani peyzaj mimarisini ise lise çağlarında öğrenmiştim. Abant İzzet Baysal Üniversitesi’nin Peyzaj Mimarlığı Bölümü’nü kazanınca hocamız, ‘bu mesleği biliyor muydunuz, bilerek mi seçtiniz’ diye sordu. Hocaya Türkiye birincisi de olsam ÖSS’de bu bölümü seçerdim dedim. Mesleği sevdiğimi, Frederick Low Olmsted’i anlattım… Hocam şaşırmıştı. Üniversiteden 2007 yılında mezunu oldum. Sonrasında özel sektörde işe başladım. Hem iş hem yüksek lisans öyle devam ettim. Özel sektörde pek çok firmada, kendi işim dahil çalıştım. Benim için iyi bir deneyim oldu.

Peyzaj mimarıyla mülakatı bizzat kendisi yapan belediye başkanı…
Özel sektör beklentilerimi karşılamayınca akademiye döndüm. Doktoraya hazırlanırken işsiz kaldığım bir dönem bir arkadaşım, ‘Sancaktepe Belediyesine gelir misin’ dedi. Dedim ki ben siyasi bir adam değilim. Gelsem de beni almazlar. Dönemin belediye başkanı İsmail Erdem’in mülakat yaptığı tek kişi benimdir sanırım. Görüşme sonu, hızlıca kamu sektörüne geçmiş oldum. Hiç aklımda yokken dönemin park bahçe müdürü sayesinde memur oldum. Değişikti… Öğrendiğimiz işi yapıyorsunuz ve iyi yaptığın zaman imkân veriliyor ve halka dokunuyor. Sancaktepe’de pek çok iş yaptık… Ayrıldığım son sene 34 mahalle parkı projelendirdik ve uyguladık. Bu arada doktorada bitti.
Şevlerdeki çimler kaldırılacak, mevsimlik çiçekler azaltılıp kaldırılacak, ses perdesi yapılacak, susuzluğa dayanıklı bitkiler kullanılacak…
Sancaktepe’de çalışırken bana karayollarından bir kesit detayı getirdiler. Bunu İBB’de çalışan bir arkadaşım bize göndermiş ve ‘bu detaya uygun bitki önerebilir misiniz’ diye soruyorlarmış? Çok dikkatimi çekti… Kim akıl etti bunu diye düşündüm. Çünkü karayolları dönüşüm projesiyle şevlerdeki çimler, mevsimlik çiçekler azaltılıp kaldırılacakmış, ses perdesi yapılacakmış. Susuzluğa dayanıklı bitkiler kullanılacakmış. İçimden süper bir şey bu dedim. Peki bunları kim önermiş dedim. Dediler ki, Profesör Dr. Yasin Çağatay Seçkin.
Çağatay Hoca’yla tanışma fırsatım oldu. Hoca’yla biraz sohbet edince artık aynı frekansta ve aynı şeyleri konuşuyorduk. Hemen İBB’ye geçiş yaptım ve Haliç Bölge Şefi olarak işe başladım. İBB’ye geldiğimde gördüğüm ilk şey çok büyük kurum 60 milyon m2 alan yönetiliyor ve 4000’ne yakın çalışan var. Fakat yeşil alanların takibi ve yönetimi çok sıkıntılı bir sistem ile çalışıyordu. Bu büyük sistemi anlamak için bölgede ve arazide başlamak benim için de çok faydalı oldu. Sonra Çağatay Hoca beni merkeze ARGE ‘birimine çağırdı.2020’nin yazında Kasımpaşa’ya geçtim. Çağatay Hocanın önceden başlattığı bir stratejik bir plan vardı. Buna göre, yeşil alanlar bir yaşam alanıydı, kentte yaşayan yaban hayatına da etkileyen yaşam alanı, bir ekolojik koridor, kentin kliması… Bizim bunları bir kalıba sokup anlatmamız lazım diyordu hoca. Böylece ara markalar oluşturuldu. Yeşil İstanbul, Yaban İstanbul, Oyun İstanbul. Bu stratejiyi hazırlayan ARGE ekibinin başındaydım artık. Artık Dünya da yeşil alanlardaki sorunları nasıl çözülmüş araştırmaya başladık.

Dünya örnekleri…
Amerika’da Central parkta concervancy sistemini araştırırken örneğin, parklarda vandalizm her ülkede büyük sorun ama bu sorunu nasıl çözmüşler ona bakıyorduk. Öte yandan Çin’den sünger şehirciliği öğrenmeye çalışıyorduk. En iyi uygulamaları bizzat yetkilileriyle görüşerek yakından inceledik. Tüm bunları da uluslararası kuruluşların sağladığı kaynakla yapıyorduk. Bu uluslararası araştırmalarımız bizi daha sonra uluslararası fon projeleri komisyonunu kurmaya götürdü.
Yeşil alanların kullanıcıya etkisini görebilen algoritmalar…
Tüm yeşil alanların ölçülüp sayısallaştırıldığı ve 2050’yi hedef alan stratejilerin olduğu YAYSİS Yeşil Alan Yönetim Sistemi Strateji Belgesi’ni bitirdik. Oyun İstanbul master planındaki eylemleri hayata geçirdik. Yeşil alanlar sosyal etkisi yüksek, ekolojik değeri kıymetli bir noktaya doğru gidiyordu. Dünyayla yarışabileceğimiz örneklerin de olabileceği, biyoçeşitliliği, ekosistem hizmetlerini öne alan, yeşil alanlara sadece metre kare bazlı bakmayıp kullanıcıya etki değerine bakan algoritmalarla yürümeye başladık. Bunların bilimsel hazırlığını yaparken çalışan odak grupları oldu ve üniversitedeki hocalarımız katkı koydu. Her şey ortak akılla yürütüldü. Bunları yapmaya başlayınca hem siyasi hem de ekonomik baskılar da ortaya çıktı. Ülkenin durumu da ortada. Bunun ötesinde alışılmışı değiştirmek kadar zor bir şey yok.

Bir vizyonunuz varsa fon projeleri yapılabiliyor…
Şu an benim en çok odaklandığım iş ulusal ve uluslararası fon projeleri. Hazırladığımız stratejik planlamalar sayesinde 2020’den beri 52 tane başvuru yapmışız bugüne kadar. Şu an İBB’ye kazandırdığımız 8,5 milyon euroluk hibe var. Fakat ben bu çalışmaları kazandığımız paradan öte bir vizyon meselesi olarak görüyorum. Çünkü fon projelerini araştırırken Birleşmiş Milletler’le, Avrupa Birliği’yle, temas ediyorsun. Dünyanın en iyi örneklerini yakından inceleyebiliyor ve kıyaslamalar yapabiliyorsun. Örneğin iklim, su, sürdürülebilirlik, döngüsel ekonomi, pozitif enerji bölgeleri çerçevesinde proje başvuruları yapıyoruz. Ve şu an bu çerçevede 8 proje yürütüyoruz. Yürüttüğümüz 8 projenin 4’ü Avrupa Birliği’nin en büyük projelerinden. Ufuk Avrupa diye geçen AB Horizon Europe Projeleri. Avrupa Birliği projelerini kurumsal hale getirdik. İlk defa İBB içerisinde bir dairede Avrupa Birliği Komisyonu oluşturduk. Ben komisyon başkanı olarak devam ediyorum.
Yeşil alanların yönetim sistemi yok
Ülkemizde en büyük sorun yerel yönetimlerin yeşil alan yönetim sistemlerinin olmaması. Evet, yeşil alanların yönetimine yönelik bir sistem yok. Yeşil alanların yönetimleriyle ilgili gelişmiş hangi şehre bakarsan bak bir sistem var, strateji var ve o strateji uzun soluklu ve her gelen bir stratejiyle gelmiyor, aynı stratejiyi sürdürüyor. Dünyada yeşil alanlarla ilgili bütün çalışmalar uzun vadeli planlarla yürütülüyor. Örneğin New York, en son ağaçlandırma master planı 10 yıllıktı. New York gibi, İstanbul’dan çok daha dezavantajlı bir bölgede, ağaç master planını yapılıyor. Projeksiyon olarak iklime dayanıklı ağaçları seçmişler, nereye dikileceklerini, yapılacak bakım ve karbon tutma kapasitelerine kadar bir sistem geliştirmişler. Ve bunu o kadar basit bir sistemde yapmışlar ki, dijital ortamda izleyebiliyorsun. Avrupa şehirlerinde de benzer birçok örnek var. Bence İstanbul fırsatlarla dolu 560 km kıyı bandı olan iki yarımadadan oluşan halen %44 ü orman olan bir coğrafya. Mavi yeşil altyapı sistemlerini doğru kurguladığınız zaman yeşil alanları şehirleşmenin iyi bir aracı olarak gördüğünüzde işler çok daha güzelleşebilir.









